Ertesi sabah erkenden Çan Şaoğu ve Hua Yuezhu, etrafı gezecekleri bahanesiyle yaşlı adamın evinden ayrıldılar.
Takip görevindeki Tan Feng ile buluştuklarında, Tan Feng de Hua Yuezhu’nun öğrendiğiyle aynı bilgileri verdi. Buradaki fabrika gerçekten de Ejderha Kral Karıncalarını avlıyordu, ancak bunu yapmalarının tek sebebi, karıncaların kanlarında bulunan gümüş kumunu ayrıştırmaktı. Bu tür bir faaliyet yasa dışı olarak nitelendirilemezdi, en fazla çevre kirliliğinden ötürü bazı cezalar alabilirlerdi.
Çan Şaoğu:
– Görünüşe göre bu adanın sakinleri Ejderha Kral Karıncalarının ne kadar büyük bir tehdit olduğundan habersiz. Haber akışının kısıtlı olması nedeniyle, Luning İlçesi’nde yaşananlardan pek haberleri yok gibi görünüyor; üstelik Luning ile bu karıncalar arasında bir bağ da kurmamışlar.
Tian Cheng şu şekilde ekledi:
– Köylüler ve fabrika aslında bir bakıma ülkeye hizmet edip bu zararlıları temizliyorlar, gerçi avladıkları sayı bizim yok etmemiz gerekenlerle kıyaslandığında devede kulak kalıyor.
Bohai Denizi’nde tam olarak kaç tane Ejderha Kral Karıncası olduğunu saymak imkansızdı. Karıncaların yoğunluğu artık bin litre deniz suyuna düşen sayı üzerinden hesaplanıyordu ve okyanusun hacmi düşünüldüğünde, bin litre birim olsa bile bu sayı çölde bir kum tanesi gibi kalıyordu.
Çan Şaoğu sordu:
– Tian Cheng, köylülerin ayrıştırdığı derin deniz yanık gümüşü, bu madde nereden geliyor?
Derin deniz yanık gümüşü, Ejderha Kral Karıncalarının sindiremediği nadir maddelerden biriydi. Burası karıncaların yuvası değil de sadece küçük bir beslenme noktasıysa, bu madeni bulmak belki de karıncaların yuvasına ulaşmalarını sağlayabilirdi.
Tian Cheng şu yanıtı verdi:
– Eğer bu madde üzerinden işaretleme yaparak iz süreceksek, çok uzun zaman gerekir; elimizde ise sadece 10 gün kaldı.
Ejderha Kral Karıncalarının faaliyet alanı tüm Bohai Denizi’ni kapsayacak kadar genişti. Karıncaların karnındaki kalıntı maddelerden yola çıkarak nerelerden geçtiklerini, hangi adalara uğradıklarını ve nerede saklandıklarını tespit etmek, sadece uzun zaman değil, aynı zamanda çok sayıda çapraz veri gerektiriyordu. Derin deniz yanık gümüşü yatakları ise zaten deniz tabanının derinliklerinde saklıydı, bulunmaları hiç de kolay değildi.
Hua Yuezhu önerdi:
– General, bence yaşlı adama dürüstçe danışabiliriz. Dün oğlu da söyledi; kendisinin bildikleri sadece buzdağının görünen kısmı, babası çok daha fazlasına hakim. Ona Ejderha Kral Karıncalarının yarattığı tehlikeyi anlatırsak, ne kadar çekincesi olursa olsun, ülkenin güvenliğini tehlikeye atmayacaktır.
Çan Şaoğu başıyla onayladı. Artık açık konuşmaktan başka çareleri yoktu, dilerdi ki yaşlı adamın elinde daha değerli bilgiler olsun.
…
Doğru yere geldikleri kesindi çünkü Yanhua Yarımadası’ndaki bu insanlar Ejderha Kral Karıncaları hakkında diğerlerinden çok daha bilgiliydi ve yıllardır avcılık yapıyorlardı.
Bu kez Çan Şaoğu, Yüzbaşı Tian Cheng, Ordu Yardımcısı Tan Feng ve Hua Yuezhu ile birlikte, üzerlerinde resmi üniformalarıyla yaşlı adamın yanına gittiler.
Yaşlı adam bahçedeyken, kapıdan içeri giren heybetli üniformalı askerleri gördüğünde yüzünde beklenmedik bir sakinlik hakimdi.
Yaşlı adam sigarasının külünü silkeledi:
– Oturun.
Büyük fırtınalar atlatmış biri olduğu belliydi.
Çan Şaoğu koltuğa yerleşerek konuştu:
– Yaşlı amca, bazı yalanlar söylediğimiz için özür dileriz.
Yaşlı adam iç çekerek hayıflandı:
– Gencecik yaşta generallik mertebesi… Uzun zamandır dış dünyayla pek ilgilenmiyorum, ülkemizin böyle yetenekler yetiştirdiğini görmemiştim.
Diğer üç kişi Çan Şaoğu’nun arkasında duruyor, oturmuyor ve bir muhafız gibi bekliyorlardı.
Yaşlı adamın oğlu mutfaktan fırlayarak bağırdı:
– Baba! Ne istiyorlar?! Olanların benimle bir ilgisi yok, ne olacaksa bana olsun!
Çan Şaoğu durumu açıkladı:
– Yanlış anlama, biz Çevre Koruma Ajansı’ndan değil, Muhafızlar’danız.
Yaşlı adam oğluna sertçe çıkıştı:
– Ne bağırıp duruyorsun? Otur yerine! Onlar Muhafızlar, elinde mutfak bıçağıyla ne yapmaya çalışıyorsun, devlete mi karşı geleceksin!
Oğlu ancak o zaman sakinleşti, bir tabure bile almadan kenara çömeldi ve pişmanlık duyar gibi bir hali vardı. Böyle işlerin yasal olmadığını ve er ya da geç bir sorun çıkacağını zaten biliyordu.
Çan Şaoğu sordu:
– Amca, fabrikanın yakaladığı bu canlıların ne olduğunu biliyor musunuz?
Yaşlı adam şu soruyu yöneltti:
– Bu, yakın zamanda gerçekleşen büyük olaylarla mı ilgili?
Çan Şaoğu cevap verdi:
– Evet, Luning İlçesi’ni yıkan onlar. Sayıları sizin avladıklarınızdan katbekat fazla. Ordumuzun araştırmasına göre, Bohai Denizi’nin tamamında binlerce kat daha fazla Ejderha Kral Karıncası var. Eğer bir araya gelip kıyı şehirlerine saldırırlarsa, ülkemizin kıyı şeridindeki yüzlerce şehri birkaç saat içinde yerle bir edebilirler.
Bu sözleri duyan yaşlı adamın kırışık yüzünde büyük bir şaşkınlık belirdi. Bu canlıların yarattığı tehlikenin bu kadar büyük olacağını hiç düşünmemişti.
Yaşlı adam mahcubiyetle şöyle dedi:
– Yıllar önce fabrikadakilere bunun çok tehlikeli olduğunu ve şehre bildirmeleri gerektiğini söylemiştim. Ama insanlar çok fakirdi; buradakiler ancak onları avlayarak o sefaletten kurtulabildiler. Ah, kim bilebilirdi ki işlerin bu kadar büyüyeceğini!
Çan Şaoğu durumu anlattı:
– Amca, bu sizin suçunuz değil. Sonuçta Büyü Derneği’nin Araştırma Enstitüsü bile denizin içinde tamamen şeffaf olan bu canlıları tam olarak çözemedi. Şimdi onları, kıyı şeridimize tam kapsamlı bir saldırı başlatmadan önce tamamen yok etmemiz ve yuvalarını bulmamız gerekiyor!
Yaşlı adam sordu:
– Nasıl yok edeceksiniz?
Çan Şaoğu cevap vermedi; Yasak Büyü (Forbidden Curse) hakkındaki bilgiler hala gizliydi ve halka açıklanmayacaktı. Yaşlı adam da durumu anlamıştı; Çan Şaoğu’nun tahmin ettiği gibi, o da eski bir büyücüydü ve bir generalin görevlendirildiği bir ulusal operasyonun mutlaka gizli yürütüleceğini biliyordu.
Yaşlı adam anlattı:
– Bu canlıları bulmak gerçekten çok zor. Biz Yanhua Yarımadası sakinleri de çok tesadüfi bir şekilde yakaladık onları. Başta hepimiz suda bir şey olduğuna inanmamıştık… Odun kemirmezler, canlı yemezler, ekinlere veya meyve bahçelerine zarar vermezler. Daha sonraları çeliği ve kayaları sindirebildiklerini keşfettik ve onlarla başa çıkmak için yanık gümüşten ağlar yapma yöntemini bulduk.
Ejderha Kral Karıncası avcılığı beş yıl önce başlamıştı. Tamamen tesadüflerin bir araya gelmesiyle onları keşfetmişlerdi. Eğer o “fırsat” olmasaydı, muhtemelen ömürleri boyunca Yanhua Yarımadası yakınlarında binlerce Ejderha Kral Karıncasının gezindiğinden haberleri olmayacaktı.
Yaşlı adam sözlerine devam etti:
– Bu Ejderha Kral Karıncaları, karaya nispeten yakın olan bir deniz hendeğinde yaşıyor olmalılar. Hendeğin en derin yerinde, insanların toplaması imkansıza yakın olan çok miktarda derin deniz yanık gümüşü var. Garip bir şekilde, Ejderha Kral Karıncaları bu gümüşü sindiremeseler bile sürekli yiyorlar.
Çan Şaoğu, Tian Cheng’den Bohai Denizi’nin detaylı haritasını çıkarmasını istedi ve eski çay masasının üzerine serdi.
Çan Şaoğu sordu:
– Amca, bu deniz hendeğinin yerini haritada işaretlememize yardımcı olabilir misiniz?
Yaşlı adam haritayı rulo yapıp Çan Şaoğu’ya geri vererek şöyle dedi:
– Harita üzerinde bulmak zordur.
Çan Şaoğu biraz hayal kırıklığına uğramışken, yaşlı adam ayağa kalktı ve ekledi:
– Sizi oraya ben götüreyim. Eğer yaşlanıp da deniz yollarını karıştırmayacak kadar aklım başımdaysa, bu hendeği bulabilirim.
