Versatile Mage 2595: Sen Ne Zaman Kör Oldun?

Versatile Mage 2595: Sen Ne Zaman Kör Oldun?

Gece çöktüğü anda kıyıdan gelen soğuk ayaz her yere yayılır, Dongdu’nun irili ufaklı sokaklarındaki nemli yerler de buna bağlı olarak donmaya başlardı.

Dongdu’da şehri boydan boya kaplayan böyle bir kırağı manzarasına pek rastlanmazdı; büyüleyici ışıkların altında oldukça zarif görünüyordu.

Mu ailesinin malikânesi bu gece kırmızı ve parlak ışıklarla donatılmıştı. Otoparkta dizilen lüks araçlar, trafiği yöneten üç-dört görevli… Mu ailesinin bu düğünü oldukça görkemli düzenlenmişti; neredeyse tüm Dongdu üs şehrinin soylu aileleri davet edilmiş, hatta Mu ailesiyle iş ilişkisi bulunan başka bölgelerdeki konuklar bile ağırlanmıştı.

Son yıllarda Mu ailesi adeta şahlanmış, Dongdu’daki köklü aile statüsünü iyice sağlamlaştırmıştı. Öyle ki, ezeli rakipleri olan Mu klanından bile tebrik için özel temsilciler gönderilmişti.

Mu Nuxin bir iş kadınıydı ve Mu ailesinin maliyesini neredeyse tek başına yönetiyordu. Görünüşe göre bu yeni çağa en çabuk uyum sağlayan o olmuştu; çok kısa bir süre içinde aile işletmelerini sürekli büyüterek bugünlere taşımıştı.

Elbette Mo Fan’ın bu konularda derin bir bilgisi yoktu. Sadece Atina’dayken Mu Ningxue’nin ağzından Mu Nuxin hakkında birkaç bir şey duyduğunu hatırlıyordu.

Mo Fan merakla sordu:
– Parthenon Tapınağınızın da Mu Nuxin ile ticari ilişkileri mi var?

Xinxia’nın davetliler listesinde yer alması çok tuhaftı. Her önüne gelen, Parthenon Tapınağı’nın Aziz’inin adını bir düğün davetiyesine kolayca yazdıramazdı.

Xinxia güldü:
– Mo Fan ağabey, Mu Nujiao’yu bunca zamandır tanıyorsun da ne iş yaptığını bilmiyor musun?

Kız kardeşi Mu Nuxin iş dünyasındaydı. Bunu Mo Fan biliyordu.

Gelelim ablası Mu Nujiao’ya…

Doğru ya, o eğitim sektörüne girmişti.

Mo Fan bir anda durumu kavradı:
– Sizin Tapınak Akademisi…

Xinxia dedi:
– Evet, o çok kararlı ve azimli biridir.

Xinxia kendisi nadiren ülkede bulunabiliyordu. Ülkede bir Tapınak Akademisi sistemi kurmak için yetki verdiğinde, bunu yerinde idare edecek birine ihtiyacı vardı.

Xinxia’yı asıl şaşırtan şey, Mu Nujiao’nun Alp Dağları Akademisi ile olan bağının da çok iyi olmasıydı. Alp Dağları’nın Parthenon Tapınağı’na karşı önyargılarını bir anda yıkması imkânsızdı ama Mu Nujiao özel bir köprü vazifesi görerek her şeyin su gibi akıp gitmesini sağlamıştı.

Mu ailesinin malikânesine girildiğinde, Mu Nujiao üzerinde açık kırmızı bir çin elbisesiyle (qipao) karşılama basamaklarında belirdi. Mo Fan, Xinxia’nın tekerlekli sandalyesini sürerek içeri girdi.

Mu Nujiao önce Xinxia’yı gördü ve gülümsedi. Ancak arkasındaki kişiyi görünce bir an donup kaldı.

Muhtemelen çoğu insan Mo Fan’ın öldüğünü sanıyordu. Bu yüzden onu kanlı canlı karşısında görünce bir süre tek kelime edemedi.

– Aaa, Büyük İblis Kral!!!
– Zombi geri döndü, zombi geri döndü!!!

Ai Tutu’nun sesi anında yükseldi, yanındaki Mu Nujiao aceleyle onun ağzını kapattı.

Mo Fan parlak bir gülümsemeyle konuştu:
– Karanlık Kral beni kabul etmedi, yapacak bir şey yok, geri döndüm. Burada hoş karşılanıyor muyum acaba?

Meğer öldüğünü sandıkları için taşınmışlar. Mo Fan bunu duyunca içi biraz rahatladı.

Bir dakika, sanki bir terslik vardı…

Mu Nujiao onlara yol göstererek:
– Hadi buyurun içeri, hava soğuk, dedi.

Ai Tutu, Mo Fan’ın etrafında dönüyor, çekinmeden onu çimdikleyip kontrol ediyordu. Sonra gözlerini Xinxia’ya çevirdi, sanki bir şeyi çözmüş gibiydi.

Ai Tutu dedi:
– Diriliş ilahi sanatı! Anladım, kesinlikle diriliş ilahi sanatı.

Xinxia gülerek cevap verdi:
– Karanlık Kral’ın zincirlediği birini diriliş sanatı bile kurtaramaz.

Ai Tutu durmadan konuşarak:
– Ah? Peki bu nasıl oldu o zaman? O dönem internette birçok video izlemiştim, Karanlık Nehir bir şehrin insanlarını cehenneme sürüklüyordu, tüylerim diken diken olmuştu!

Mo Fan gururla kabardı:
– Bunu anlatması uzun sürer. Lao Zhao ve Mu Bai’lerin de burada olduğunu duydum. Herkes toplandığında size Karanlık Düzlem’de nasıl fırtınalar estirdiğimi anlatırım; diğer düzlemin ne kadar korkunç olduğunu hayal bile edemezsiniz!

Karanlık Düzlem’den sağ salim çıkıp gelmiş bir adam, başkalarına “Yeraltı Kralı’nı bile gördüm ama hiçbir şeyim yok!” diyebilirdi!

Mu Nujiao:
– Hepsi geldiler, sizi oraya götüreyim, dedi.

Ziyafet salonu çok büyüktü; kristal süslemeler ve ışıklandırmalar göz kamaştırıyordu. Birkaç büyük masayı geçince Mo Fan tanıdık simalar gördü.

Çao Menyen sandalyenin arkasına yaslanmış, bütün heyecanıyla anlatıyordu:
– Hıh, zamanında ben ve General Çan Şaoğu, Yasak Büyü girdabının ortasındaydık; nasıl da vatan uğruna kendimizi feda etmiştik… Üstelik tek başıma o Ejder Kral Karınca Kraliçesi’ni hakladım, o günden beri kıyı şeridinde bir daha karınca tehdidi kalmadı.
– Yani şu an burada rahat rahat deniz ürünleri ziyafeti çekebiliyorsanız, gerçekten bana teşekkür etmelisiniz, yoksa setler çoktan çökmüştü!

Mu Bai oldukça yapmacık bir şekilde:
– Harika, harika, dedi.

Çao Menyen büyük bir böbürlenmeyle devam etti:
– Hehe, Karanlık Kral ile bir el satranç oynadın diye çok havalanma. Benim bu bir yıldaki tecrübelerim de az değil; Pasifik’in en güney ucuna gittiniz mi hiç? Ben Ba Xia ile oradaydım.

Mo Fan bu cümleyi duyunca yüzündeki ifade bir anda dondu.

Kahretsin, şu Mu Bai köpeği!

Satranç kısmını çoktan anlatmış mıydı yani?

O zaman benim anlatacak neyim kaldı? Yolda buraya gelene kadar herkesi hayrete düşürecek hikâyeler hazırlamıştım!

Yoksa ona başmelek ve Aziz ile aynı yatakta sızıp kaldığını, “bir ejderin iki anka kuşunu eğlendirdiği” o malum olayın yaşanıp yaşanmadığını hatırlamadığını mı anlatmalıydı?

Ai Tutu heyecanla masaya koştu ve bağırdı:
– Tahmin edin kim dirildi?

Mo Fan aslında gizemini korumak ve ani bir girişle sürpriz yapmak istiyordu ama Ai Tutu bu sözleriyle her şeyi mahvetti.

Herkes bir anda Mo Fan’ın olduğu tarafa döndü. Renkli ışıkların altında, sade ve mütevazı kıyafetleriyle duran Mo Fan, ışık ve gölgenin geçişiyle bambaşka, karanlık bir havaya bürünmüştü!

– Çüş!!

Çao Menyen ilk tepkiyi veren oldu, bir çığlık atıp hızla yanına geldi.

Mo Fan, bu adamın kendisine hasret dolu bir sarılma vereceğini sanıyordu ama o, doğrudan Xinxia’nın önüne gidip hayretle bağırdı: “Parthenon Tapınağımızın Tanrıçası Ye Xinxia gelmiş!”

Mo Fan sordu:
– Lao Zhao, sen ne zaman kör oldun?

Çao Menyen, Mo Fan’ın omzuna vurarak kahkahalarla:
– Hahaha, görünen o ki sen ve Mu Bai, nereye giderseniz gidin etrafı kokutan tiplerdensiniz, Karanlık Kral bile sizi kabul etmemiş, dedi.

Mo Fan tam keyiflenmiş gülerken, kimin attığı belli olmayan bir tekme yedi.

Başını çevirince Lingling’in somurtkan bir şekilde yanında durduğunu gördü.

– Vay, ne kadar da büyümüşsün.

Mo Fan, şaşkınlıkla Lingling’in burnunun hizasına kadar geldiğini fark etti!

Cidden, gittiğim yer bir yıl değil de yedi-sekiz yıl mıydı? Küçük kız büyümüş, harika bir genç hanım olmuştu!