Versatile Mage 2523: Yaşamın Yolu

Versatile Mage 2523: Yaşamın Yolu

Lingling eline telefonunu aldığında, hiç vakit kaybetmeden Mo Fan’ı aramaya girişti.

Ancak telefonun ekranı tamamen kapkaraydı. İşte o an, telefonunun şarjının çoktan bittiğini fark etti.

Otel penceresinin önünde duran Lingling, Nandu Kulesi’nin konakladıkları yere pek de uzak olmadığını görünce, kıyafetlerini değiştirmeye bile zahmet etmeden aceleyle kuleye doğru koştu.

Nandu Kulesi’ne vardığında, içerideki görevli kız Lingling’e Mo Fan’ın en üst katta olduğunu söyledi.

Lingling asansöre bindi, heyecanla yukarı çıktı ve sert rüzgârların estiği seyir terasına ulaştı.

Bütün o görkemli şehir ayaklarının altındaydı; bulutlar bile sanki dokunabilecek kadar yakındı. Lingling, Mo Fan’ı korkuluklara yaslanmış, derin düşüncelere dalmış bir halde gördü.

Lingling ona doğru koştu, keşfettiği önemli bilgiyi Mo Fan’a anlatmaya hazırlanıyordu ki, Mo Fan başını kaldırdığı o an, Lingling kötü bir şey olduğunu anladı.

Bu durum, Lingling’in bir an için konuşup konuşmamakta tereddüt etmesine neden oldu.

Lingling, sesi biraz titreyerek sordu:
– Ne… Ne oldu?
Mo Fan ile uzun zamandır beraberdi ve onu bu halde çok nadir görmüştü.

Gözlerinde patlamaya hazır bir öfke varken, tüm vücudu buz kesmiş gibi soğuktu.

Mo Fan bu dört kelimeyi ağzından çıkardı ama içinde tarif edilemez bir baskı vardı:
– Lao Feng, öldü.

Daha kısa bir süre önce, küçük bir çocuk gibi mutlu; araştırmalarının sonuçlarını kendisine gösterip paylaşıyor, ellerini beline koymuş Nandu şehrini izlerken heyecanla ve huzurla, bir devrim başlatabileceğini söylüyordu.

Dünyayı değiştirebilecek biri varsa, bu kesinlikle kendisi gibi sadece kaba kuvvetle savaşan biri değil; hayatını araştırmalara adamış, güçlülere veya soylulara değil, tüm insanlığa hizmet eden Feng Zhoulong gibi biriydi.

Fakat sonuçları açıklanmak üzereyken, herkesle buluşmasına ramak kalmışken, öylece ölüp gitmişti.

Kendi evinde değil, stüdyosunda değil; Asya Büyü Birliği’nde, Dünya Yasaları’na başvuru yapmak için gittiği yerde öldürülmüştü…

Her bir büyü yöntemi, eğer Yüce Büyü Birliği tarafından onaylanmamışsa, “yasak büyü” statüsündeydi.

Bu yüzden Feng Zhoulong’un, devrim niteliğindeki sonuçlarını bizzat Asya Büyü Birliği merkezine gidip sunması ve onaylatması gerekiyordu.

Dünyanın en güvenli ve en otoriter yeri olarak kabul edilen bir noktada, nasıl olur da doğal olmayan bir ölüm gerçekleşebilirdi? Üstelik ölen kişi, büyü dünyasına devrim getirecek olan Feng Zhoulong’du.

Bu durum, insanın öfkeden çılgına dönmesine sebep olacak kadar mantıksızdı!

Bu tesadüf, insanı o çürümüş ve beceriksiz büyü sistemini parçalayıp atmaya sevk ediyordu!

“Huuu huu huu huu~~~~~~~~~~~~~”

Daha sert bir rüzgâr yüzlerine çarptı.

Bulutların arasında, kanatları oldukça uzun bir yaratık, seyir terasının on metre kadar üzerinde asılı kaldı. Varlığı, Nandu Kulesi ve meydandaki insanları şaşkınlık içinde bırakmıştı.

Bir alt-ejder…

Nandu şehir merkezinde belirmiş ve tam olarak Nandu Kulesi’nin üzerinde asılı kalmıştı!

Mo Fan ayağa kalktı. O sırada rüzgâr ejderi yavaşça alçaldı, böylece Mo Fan tam üzerine basarak sırtına binebildi.

Lingling sordu:
– Nereye gidiyorsun?

Mo Fan cevap verdi:
– Henüz Shajia’dan ölüm haberi almadım.

Lingling de tırmanmaya çalıştı:
– Ben de seninle geliyorum…

Mo Fan’ın sesi oldukça sert çıktı:
– Olmaz.

Lingling olduğu yerde kaldı, biraz kırılmış ama aynı zamanda korkmuştu.

Onu o halde gören Mo Fan’ın yüzündeki buz gibi soğukluk biraz olsun kırıldı ve elini uzatıp küçük kızın başını okşadı.

Mo Fan yumuşak bir tonla konuştu:
– Evden çıkarken aynaya bakmadın mı? Hiç bir genç kız böyle dağınık saç başla gezer mi?

Lingling’in gözleri dolmuştu:
– Çok kötü bir hissim var, çok kötü. Mo Fan, bu işi senin üstlenmen gerekmiyor…

Bazı yerler, iblis yuvalarından bile daha korkutucuydu ve Mo Fan tam da oraya gidiyordu.

İnsanlar her zaman böyledir; şeytandan daha açgözlü, daha acımasızdırlar. Sürü halinde yaşamayı severler ama her canlıdan daha çok birbirlerini boğazlamaktan keyif alırlar!

Feng Zhoulong’un ölümü, sebebi ne olursa olsun, Lingling’in tüm vücudunun titremesine ve sırtından aşağı soğuk sular akmasına yetecek kadar korkutucuydu.

Mo Fan, insanların iblis gibi olduğu bir yere gidiyorsa, sonu ne olacaktı?

Lingling, Mo Fan’ın Siyah Kilise ile savaşmasını tercih ederdi ama o yere gitmesini istemiyordu!

Kimse oraya gidip de değişimi savunmaya kalktığında sağ çıkamazdı.

Kutsal Oğul bile öyle ölmüştü.

Karanlık bir uçuruma çekilmiş ve bir daha asla geri dönememişti.

Mo Fan, Kutsal Oğul kadar güçlü değildi, o dönemin sahip olduğu nüfuza da sahip değildi; Asya Büyü Birliği’nin bazı üst düzey yöneticilerinin gözünde o sadece küçük bir oyuncuydu.

Feng Zhoulong böyle bir kara akıntıya kapıldıysa, Mo Fan gitse de sonuç aynı olacaktı.

Lingling’in sesinde yalvarırcasına bir ton vardı:
– Gitme, Mo Fan… Kıyı şeridinde hala o kadar çok tehlike, o kadar çok deniz canavarı var ki, buranın sana ihtiyacı var.
Orası, kimsenin el uzatamayacağı dipsiz bir uçurumdu.

Mo Fan, Lingling’i kucaklayarak onu teselli etti:
– Deniz canavarları bitmez, tek başıma gücüm sınırlı. O, Lao Feng’in hayatı boyunca verdiği emekti, hepimizin, tüm büyücülerin umuduydu. Dışarıda öylece bırakılamaz.

Mo Fan her şeyin farkındaydı.

Feng Zhoulong’un füzyon yönteminin yanında, bırakın kendisini, kaç tane yasak büyücünün olduğunun bile bir önemi yoktu.

Canavarların istila ettiği kıyı şeridinde kalmaya devam ederse, belki bir şehri, iki şehri, üç şehri kurtarabilirdi…

Ama binlerce kıyı şehri vardı.

Bu felakette, yirmi bin kilometrelik kıyı şeridinin, önemsiz bir Mo Fan’a değil; her şehri ve her büyücüyü güçlendirebilecek o “yaşamın yoluna” ihtiyacı vardı.

Asya Büyü Birliği olsa bile, o yüce büyü tapınağından bunu söküp alması gerekiyordu!

Mo Fan, Lingling’in başını okşayarak ciddi bir tavırla konuştu:
– İyi beslen, iyi uyu, kendine dikkat et. Doğal bir güzelliğin olsa da, araştırmalara daldın diye böyle paspal gezme. Bir de, kimseye nereye gittiğimi söyleme.

Lingling aynı ciddiyetle cevap verdi:
– Eğer ölürsen, kendimi bir deri bir kemik kalana kadar aç bırakırım, yüzüme ve vücuduma en saçma dövmeleri yaptırırım, okulu bırakırım, erken yaşta ilişkilere girerim, en nefret ettiğin, en çok acı duyacağın, beni ellerinle boğmak isteyeceğin o rezil hale gelirim; böylece öbür dünyada bile huzur bulamazsın!

“…”

Rüzgâr ejderinin sırtına binen Mo Fan, istemsizce elini hayvanın sırt kemiklerine koydu.

Yanlışlıkla ayağı kayıp düşerse ya da büyü yaparken bir aksilik olursa diye önlem alıyordu.

Neden bilmiyordu ama Mo Fan’ın içine bir his doğmuştu.

Lingling’in bu sözleri uzun süre aklından çıkmayacaktı. Her ne zaman küçük bir dürtüyle, biraz hevesle atılacak olsa, bu ses soğuk bir tokat gibi yüzüne çarpacak ve ona her an şunu hatırlatacaktı:

“Sakin ol.”
“Açık verme.”
“Sakın aptalca bir hata yapıp kendini ölüme atma.”
“Tek bir hata, her şeyin mahvolmasına neden olur!!”

Mo Fan, rüzgâr ejderini özellikle tembihledi:
– Rüzgâr Ejderciğim, biraz yavaş uç, hız yapma. Dikkatli uç, öyle saçma sapan hareketler yapma.

– İçkili değilsin değil mi? Az önce içtiğin gazozdu. İçkiliyken uçulmaz, uçarken içilmez.