Herkes, yıl boyunca “Kahramanlık Kartları” sayesinde hayatında yaptığı değişimleri ve yaşadığı olayları anlatmalıydı.
Genç kuşağın temsilcisi olarak açılışı Mochizuki Nanano yaptı.
Onu ilk gördüğüm zamandan bu yana pek değişmemişti; hala soğuk bir mizaca sahip bir adamdı. Kahkülleri derin gözlerini hafifçe gölgeliyor, giydiği siyah kimono ise bir takım elbise kadar resmi ve ciddi görünüyordu.
Ayağa kalktı ve Kahramanlık Kartlarına doğru döndü.
Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı.
“Bir zamanlar sadece çok çalışarak istediğimi elde edebileceğimi sanırdım, ancak yaşadığım bazı olaylardan sonra ne kadar eksik olduğumu fark ettim. Çevremdeki olayları görmezden gelmeye meyilli biriydim, bu yüzden herkes beni kibirli ve kaba biri olarak görürdü. Aslında ben sadece tek bir şeye odaklanabilen biriyim; bir şey üzerine derin düşüncelere daldığımda çevremdekilere selam vermeyi unutur, eğitime ya da savaşa odaklandığımda ise bunun sadece bir eğitim olduğunu unuturdum…” Mochizuki Nanano, son günlerdeki içgörülerini anlattı.
Dünya Okullar Savaşı’na katılma hakkını geri kazanmıştı ancak o dönemde bir kudurmuş köpek gibi önüne gelen herkese saldırdığını ve pek çok kişiyi incittiğini çok iyi biliyordu. Hayranlık duyduğu kahraman bir bilgeydi.
Mochizuki Nanano’nun konuşması bittikten sonra diğerleri sırayla kendi deneyimlerini anlatmaya devam etti.
Mo Fan yan tarafta onları dinliyordu ama bu durum ona biraz sıkıcı geliyordu. Nihayetinde bu tarz ritüelistik özeleştirilerden hoşlanmazdı; özeleştiri kişinin kendine yapacağı bir şeydi, başkalarına anlatıp onların denetimine bırakmak işin doğasını bozabilirdi.
Ancak bu Çift Muhafız Köşkü’nün geleneğiydi. Buradan yetişen her genç bu geleneğe saygı duyar, belirli bir kahramanı kendine örnek alır ve bir hedef uğruna çabalardı.
Mo Fan başını kaldırıp alacakaranlığa baktı.
Hava tamamen kararmıştı; ay bulutlarla örtülmüş, yıldızlar ise seyrekleşmişti. Kurban Dağı’nın tamamı yoğun bir karanlığa gömülmüştü. Taş fenerlerden yayılan alevlerin ışığı, gençlerin yüzlerini aydınlatıyordu.
Onlar Çift Muhafız Köşkü’ün geleceğiydi. Her biri kendini ve diğerlerini motive edecek şeyler söylüyordu. Bir anlığına Mo Fan, kendisini öğrencilik yıllarına dönmüş gibi hissetti; o zamanlar insan tek başına tüm dünyaya kafa tutabileceğini sanırdı…
Dağ Muhafızı rahip gülümseyerek, “Mo Fan Bey, ara verdik. Siz de bize birkaç kelime söyleyin, sonuçta pek çok kişi için bir rol modelsiniz,” dedi.
Mo Fan reddetmek istese de rahip, “Ama siz de çok gençsiniz, değil mi?” diye ısrar etti.
Gençlerin hepsi gözlerinde belirgin bir arzulu bakışla Mo Fan’a bakıyordu.
Mo Fan kürsüye doğru itildi ve kendi deneyimleriyle içgörülerini anlatmaya başladı.
“Sizin bu azimli halinizi görmek gerçekten çok sevindirici. Eskiden öğretmenim, akıntıya karşı yüzerseniz ileride daha güzel manzaraların ve daha mükemmel bir varış noktasının sizi beklediğini söylerdi.”
“Aslında nehrin akıntısına karşı yüzdüğümde daha güzel dünyalar görmenin yanı sıra, insanın içini umutsuzlukla dolduracak kadar çirkin sahneler de gördüm.”
“Sürekli güçlenmeye çalışıyorum; bunun sebebi, güzel bulduğum şeyleri korumak ve aynı zamanda iğrenç bulduğum şeyleri tek yumrukta yok edebilmektir.”
Mo Fan düşüncelerini kısaca özetledi.
Tam o sırada Takahashi Kaede ayağa kalktı. Sanki içinde Mo Fan’a sormak istediği bir soru saklıymış gibiydi.
“Mo Fan Bey, o halde iyi ve kötüyü nasıl ayırt ediyorsunuz? Kendi değer yargılarınıza göre mi? Birçok olayın iki yüzü olduğunu hepimiz biliyoruz. Ya yanılırsanız? Bu durumda suç işlemiş olmaz mısınız?” diye sordu Takahashi Kaede.
Mo Fan gülümsedi, soruya yanıt vermedi ve konuşma sırasını ona devretti: “Sıra sende, hadi kendini anlat.”
Takahashi Kaede, Mo Fan’ın yerine yürüdü ve gözleri kısa bir an Mo Fan’ın yüzünde gezindi.
Derin bir nefes aldı ve geceye doğru baktı.
Karanlık… Kusursuz bir gece. İyi ya da kötü ne varsa karanlık tarafından örtülmüştü. Şafak vakti geldiğinde insanların göreceği tek şey, temizlenmiş bir savaş alanından ibaretti.
“Bazen asalet, arkasında hiçbir iz bırakmadan yok olup gitmektir; kimse ondan bahsetmez, bir mezar taşı bile yoktur. Hayranlık duyduğum bir kişi var, adı Yiqiu.” Takahashi Kaede, göğsünden bir Kahramanlık Kartı çıkardı ve boş yerlerden birine yerleştirdi.
Mo Fan, Takahashi Kaede’nin bu hamlesine hiç şaşırmamıştı.
Aslında Mo Fan ve Lingling dün zaten iki ismi belirlemişlerdi.
Biri Xiaoze idi.
Xiaoze, Yiqiu’ya hayranlık duyuyor ve tıpkı bu gençler gibi, ruhunu örnek alıp katkılarını taklit ederek onu kendine rehber ediniyordu.
Xiaoze’nin her şeyi, Kızıl İblis Yiqiu’nun ihtiyaç duyduğu taşıyıcı (beden) tanımına fazlasıyla uyuyordu.
Ancak ne yazık ki Xiaoze yirmi beş yaşını geçmişti.
Xiaoze yirmi beşini geçtiği için artık Kurban Dağı’na gitmiyor, “Yiqiu”nun kartının önünde durmuyordu. Maruz kaldığı Kızıl İblis manyetik alanı çok düşüktü, hatta Kahramanlık Tapınağı’na yeni bir kart eklendiğinden bile haberi yoktu!
Xiaoze kahramanlar tarafından eğitilmiyor veya manyetik alandan etkilenmiyordu; bu yüzden Kızıl İblis, Xiaoze’yi “kendini feda etmeye” yönlendiremiyordu.
Doğruluk Ruhu, Kızıl İblis’in en çok ihtiyaç duyduğu şeydi!
Birinin bu Doğruluk Ruhu rolünü üstlenmesi gerekiyordu!
Kendi kendini kandırmadan, Yiqiu’nun ruhunu nasıl tatmin edebilirdi?
Çözüm; Yiqiu’yu Kahramanlık Tapınağı’na dahil edip bir kahraman haline getirmek ve genç birinin, onun zamanında yaptığına benzer bir şey yapmasını sağlamaktı.
Bu genç, Takahashi Kaede idi.
Kurban Dağı’na gelmişti.
Bir kahramanı ziyaret etmişti.
Lingling ve Xiaoze Kurban Dağı’nı incelemeye geldiklerinde o kart ortadan kaybolmuştu; işte o, Yiqiu’nun kartıydı. Takahashi Kaede onu kendisi almıştı.
“Dostlarım için kendimden vazgeçmek.”
“Senin Doğruluk Ruhun bu, değil mi?”
Mo Fan, Takahashi Kaede’ye dikkatle bakıyordu.
Takahashi Kaede cevap vermedi.
Yiqiu, Fujikata Nobuko ve Mochizuki Meijian gibi isimleri kurtarmak için kendini feda etmişti.
Takahashi Kaede’nin yaptığı şey, tam olarak Yiqiu’nun yaptığıyla aynıydı.
Ancak gerçek şu ki, ziyaret listesindeki herkes aslında kurban edilmişti.
Bu yüzden kahramanlık ruhunu ve eksik kartı keşfettikten sonra Lingling, özel olarak Takahashi Kaede’nin yasaklı büyüyle ağır yaralandığı yere gitmişti…
Dokunduğu yasaklı büyü o kadar güçlüydü ki, bir Süper Düzey büyücüyü bile kolayca parçalayabilirdi; ancak Takahashi Kaede hayatta kalmıştı, üstelik tam kararında bir yarayla.
Yani Takahashi Kaede’nin hayatını tam anlamıyla vermediği gerçeğini bir kenara bırakırsak, o da listedeki diğerleri gibi kahramanı taklit etmişti!
Taklit ettiği kişi Yiqiu idi.
Kendini feda ederek doğruluğu savunmak!
Doğruluk Ruhu kriterine uyuyordu!
Hatta Yiqiu’nun gerçek vasiyetini yerine getirmesine yardım etmişti: İnsanların saygı duyduğu bir kahraman olmak ve ruhunun sonsuza dek Çift Muhafız Köşkü’nde yaşamasını sağlamak!
Sekiz Ruh, bir araya gelmişti.
Kurban Dağı, Kızıl İblis’in yükselişi için bir kurban sunağına dönüşmüştü!
Daha doğrusu, tüm Çift Muhafız Köşkü Kızıl İblis’in yükseliş sunağıydı.
Kurban Dağı’ndaki kahramanlar; gençlerin saygı duyduğu o öncüler, gök ve yerin dört İyilik Ruhunu destekliyordu!
Kan İblisleri, mahkumlar ve kötücül gruplar tarafından ele geçirilen Çift Muhafız Köşkü ise gök ve yerin dört Kötülük Ruhunu destekliyordu!
İyilik ve Kötülüğün sekiz ruhunun birleşimi…
Sonunda gerçek bir Şeytani Tanrı ruhu doğacaktı!!
