…
Ağrıyan kolunu sallayan Mo Fan, bu mor ışık düzeninden ayrılmadı. İlahi ceza yıldırım yağmuru devam edecekti; daha güçlü bir yıldırımın kör talih eseri kale şehrin tepesine düşüp düşmeyeceği belli olmazdı.
Mo Fan başının üzerine doğru yumruk savurmaya devam etti; mor yumruk ışıkları art arda yükselerek kale şehrin üzerindeki yoğun bulutları vahşice dağıttı.
Gökyüzünün yükseklerinde son derece parlak yıldırım kıvılcımları parıldıyor, gece gibi karanlık olan ortalık yaz ortasındaki öğle vaktinden bile daha aydınlık bir hal alıyordu.
Mo Fan burada yıldırımları üzerine çekiyordu.
Bulutların ve havanın içinde çok fazla yıldırım elementi saklıydı. Onlar her an tutuşmaya hazır devasa yıldırım fırtınası bombaları ve ateş fitilleri gibiydi; küçücük bir yıldırım teli bile geçse bu bölgede korkunç bir yıldırım fırtınasını tetiklerdi!
Mo Fan’ın şu an yaptığı şey, kale şehrin üzerindeki tüm yıldırım elementlerini tek bir nefeste patlatmak, tüm öfkelerini gökyüzünde boşaltmalarını sağlayarak orayı olabildiğince bir vakum alanına çevirmekti.
Yıldırımların yönlendirilmeye ihtiyacı vardı; metal yoksa, iletken yoksa, yıldırım parçacıkları kalmadıysa kale şehre saldırma olasılığı ciddi oranda düşerdi!
Mo Fan yıldırım ile yıldırımı yeniyordu; amacı yıldırım elementini artırmak değil, etraftaki yıldırım elementini azami düzeyde tüketmekti!
Bu hamle gerçekten işe yaradı, çok geçmeden kale şehrin üzerindeki bulut tabakası inceldi. Yüz kilometrelik yaban elde yıldırımlar kesintisiz devam ediyor, karanlık göğü parçalara ayırıyordu.
Sadece bu kale şehirde, üzerlerinden yıldırım geçse bile sıradan bir elektrik parıltısından ibaret kalıyor, o dünyayı yok eden güçten eser kalmıyordu.
Kale şehirdeki insanlar bir anda rahat bir nefes aldı.
Nedense o siluet aniden sonsuz bir büyüklüğe ulaşmış gibiydi; sanki tek başına gittikçe alçalan bulut perdesini ayakta tutabilir, hatta tüm kale şehri sırtlayabilirdi.
Kale şehrin en güçlüsü, gerçekten de kale şehrin en güçlü adamına yakışıyordu.
Kale şehirde birden büyük bir sevinç çığlığı koptu. Bu yıldırım felaketinden sağ kurtuldukları için çılgına dönmüşlerdi; aynı zamanda siyah ejderha pullarına bürünmüş o güçlü adama karşı derin bir saygı ve hayranlık duyuyorlardı!
Bu ilahi adam olmasaydı hepsi çoktan öbür dünyada buluşmuş olacaktı.
“Fan Üstat, hemen gidip biraz dinlenin, gerisini bize bırakın. Biz de işe yaramaz adamlar değiliz ya, bu kale şehrin güvenliğini her türlü sağlarız.” Fang Xiong hürmetle öne atıldı, su ve ıslak havlu ikram etti.
“Pekala, aniden sıçrayabilecek yıldırım kürelerine karşı Yıldırım İblisi’ni burada bırakacağım,” dedi Mo Fan.
“Liu He, Liu He! Çabuk gel, Fan Üstat’ın koluna gir de dinlenmeye götür, güzelce hizmet et. Adamın iyice rahatlamasını sağla ha!” Fang Xiong kadın bir büyücüyü çağırdı.
O kadın büyücü son derece iddialı hatlara sahipti. İnce belini kıvırarak, kedi adımlarıyla yaklaştı. Mo Fan’ın heybetine şahit olduktan sonra Liu He’nin gözleri süzülüyor, yorgunluktan bitap düşmüş Mo Fan’a “bakıcılık” yapmaya son derece hevesli görünüyordu.
Ancak tam o sırada zarif ve kıvrımlı bir siluet belirdi. Kusursuz, son derece güzel Avrupalı yüzünde hafif bir hoşnutsuzluk vardı; Liu He denen bu dişi iblisin önüne geçerek Mo Fan’ın koluna her kesten önce girdi.
“Onunla ben ilgilenirim, zahmet etmeyin,” dedi Apas soğuk bir sesle.
Liu He ve Fang Xiong donakaldı, yüzlerinde gaddar bir mahcubiyet belirdi.
Fang Xiong, Apas’a şöyle bir baktı; bu eşsiz güzellik gerçekten nadir görülür cinstendi. Meğer büyük ustanın yanında zaten kendi güzeli varmış.
Apas’ın Mo Fan’ın koluna girip onu dinlenmeye götürüşünü izleyen Fang Xiong hayranlıkla dilini ısırdı; kahramana güzel yakışırdı elbette. Ardından Liu He’ye bir göz atarak, “Liu kardeş, bu gece idareten takılsak mı seninle…” dedi.
Liu He, Fang Xiong’a ters bir bakış fırlatarak tiksintiyle konuştu: “Sığınak şehrin en güçlü adamı ne zaman olursan, o zaman gelirsin kapıma.”
…
Taşlardan örülmüş basit bir avlulu eve döndüklerinde Mo Fan bambu yatağa uzandı.
Apas sadece yatağa kadar götürmekle mükellefti; çay çorba getirmek, vücudunu silmek ya da masaj yapmak gibi işlerle hiç ilgilenmiyordu… Böyle düşününce, o iddialı hatlara sahip ablanın gelmesi daha iyiydi sanki; sinirlerini kesinlikle güzelce yatıştırabilirdi.
“Ben ondan daha mı çirkinim!” Apas, Mo Fan’ın zihninden geçenleri hissedince bir kez daha öfkeden deliye döndü.
Güzellik hususunda bu dünyadaki hiçbir kadından aşağı kalmadığını düşünüyordu; fakat Mo Fan’ın ikide bir başka dişi iblislerin aklına çelinmesi Apas’ın içini son derece huzursuz ediyordu.
Mo Fan’ın tek dişi iblisi kendisiydi!
“Zehirlisin sen,” dedi Mo Fan sırıatarak.
Apas öfkeyle öne fırladı ve gerçekten de Mo Fan’ın kolunu ısırıverdi.
Bir sıra muntazam küçük diş izi ve etrafında bir daire dudak kızarıklığı kaldı; Apas yine de zehirli dişlerini çıkarmamıştı.
Apas’ın bu derece kıskançlık krizine girdiğini gören Mo Fan hafifçe güldü.
Mo Fan onu tanımaz mıydı hiç??
Kendisine karşı sergilediği bu ilgi kırıntıları belki pek fazla yalan barındırmıyordu fakat yılanlar soğukkanlı yaratıklardı. Sevdiği insan olsa bile ihtiyaç duyduklarında tereddüt etmeden mideye indirir, kemiklerini bile tükürmezlerdi.
Her yılan kadın Bai Suzhen değildi neticede. En azından Batı’nın Medusa’ları son derece iffetsizdi; erkekler onlar için sadece birer eğlence aracı, kadınlar ise soy sürdürme gereciydi. Onların sevdiği tek şey kendileriydi.
Mo Fan’ın “zehirlisin” demesinde en ufak bir yanlış yoktu.
Kaldı ki, koskoca Mo Fan kadın milleti yüzünden aklını yitirecek bir adam mıydı!
“Ah!”
Aniden Apas hafifçe inleyerek elini hızla geri çekti.
“Beni ne diye elektrikle çarptın!” Apas elindeki ıslak havluyu Mo Fan’ın yüzüne fırlatarak öfkeyle konuştu.
“Ben yapmadım ki… Tüh, galiba Yıldırım Elementi Yıldız Denizim biraz kontrolden çıktı.” Mo Fan kendi üstüne baktı; Apas’ın suyla sildiği yerlerde mor yün yumakları gibi pek çok küçük yıldırımın cirit attığını, cıvıl cıvıl zıpladıklarını ve kendi kontrolünden tamamen çıktıklarını fark etti.
“Vücudun aşırı yüklendi. Ya bir an önce Yıldız Denizi’ni genişleteceksin ya da patlayıp öleceksin,” dedi Apas, Mo Fan’ın sorununu fark ederek.
“Süper Seviye ikinci kademe engeli çatlıyor da olabilir!” Mo Fan hem gergindi hem de heyecanlı.
Sanki bu ilahi ceza yıldırımının vücuduna inmesi tamamen kötü bir şey değildi; muazzam enerjisi içeri pompalanırken Yıldırım Noktaları’nın sınırını aşmasını sağlamıştı. Yıldırım Noktaları genişlemişti, sanki dövüş ustalarının meridyenleri açılmış gibiydi; ne kadar çok nokta açılırsa sergilenebilecek iç güç o kadar artardı!
Mo Fan kendi vücudundaki Yıldırım Noktaları’nın tekrar açıldığını fark etmemişti bile. Sanki ne kadar damar varsa, o kadar Yıldırım Noktası birbirine bağlanmıştı; vücudun her yerinde sayısız dip dalgası halinde yıldırım enerjisi akıyordu!
Mo Fan kendi bedenini incelediğinde Yıldırım Noktaları’nın dört bir yana ulaştığını, sıradan fani bedeninin adeta tamamen evrim geçirerek son derece hassas bir insan devrelik kartına dönüştüğünü fark etti. Birazcık çalışsa devasa bir mekanik kale canavarını bile çalıştırabilirdi!
Olağanüstü Yıldırım Noktaları’nın bu evrimi, aynı zamanda kendi ikinci kademe Yıldız Denizi’ni de patlatacak raddeye getiriyordu!!
Bu durum Mo Fan’ı sevinçten çılgına çevirdi.
Yıldırımları boşuna yememişti!
O sarsılmaz engel nihayet gevşiyordu.
Gevşemesi kesinlikle seviye atlayacağı anlamına gelmese de, gevşemediği sürece Yıldırım Elementi Süper Seviye üçüncü kademeye geçme umudu hiç yoktu.
İşte bu, atılımın ilk belirtisiydi!
(Bölüm Sonu)
