Yaratık gövdeleri kan pıhtılarına dönüştü, parçalara ayrıldı.
Kan pıhtıları da yoğun kan damlacıklarına dönüşerek tamamen dağılıp yok oldu!
Nehirden akın eden yüzlerce, binlerce nehir geçişi iblisinden neredeyse sağ kalan olmadı; geriye sadece birbirine karışmış kırmızı ve mavi kan birikintileri kaldı.
Nehir yüzeyini kaplayan enkazlar; parçalanmış kafatasları, kömürleşmiş pullar, kopmuş dişler ve tanınmaz haldeki deniz iblisi leşleri… Manzara dehşet vericiydi!
Yan tarafta, bu sahneye tanık olan Ding Yümian’ın berrak gözleri şokla doldu.
Çok güçlüydü!
Yıldırım elementli büyü, elementler arasında en baskın yıkıcı güce sahip olsa da, Mo Fan’ın ellerinde diğer büyücülerinkinden katbekat daha güçlüydü.
Başlarda Ding Yümian, Mo Fan’ın neden sürekli yıldırım gücünü kaos girdabına fırlatıp durduğuna anlam verememişti. Ancak şimdi, nehir geçişi iblislerinin ot gibi biçilip yıldırımın altında paramparça olduğunu görünce, Mo Fan’ın aslında bu yıkıcı yıldırım perdesinin gücünü en üst seviyeye çıkardığını yeni anlamıştı.
Dağları yıkan yıldırım perdesi yaklaşık bir kilometre ilerledi; arkalarda kalan deniz iblisleri bile kurtulamadı. Etrafa yayılan güçlü yıldırım şeritleri, sanki uzun ve kıvranan mor pitonlar gibi, nehrin taştığı çamurlu göl alanında hızla geziniyor, ortalığı kasıp kavuruyordu.
Yıldırım perdesinin doğrudan isabet alanına girmeyen bazı küçük nehir geçişi iblisleri bile yıkıcı elektrik saldırısına maruz kaldı; bedenleri çok sayıda yıldırım pitonu tarafından delik deşik edildi, vücutlarının farklı yerlerinde kömürleşmiş delikler açıldı.
Ding Yümian’ın yüzünde bir gülümseme belirdi:
– İnanılmaz!
Öğrenciler deniz iblislerine karşı çaresiz kalmış, eğitmenler, bölüm başkanları ve profesörler sinsi ve güçlü deniz iblislerinin zehirli saldırılarına uğramışken, herkesin boğazında düğümlenen ve dışarı atılamayan bir nefes vardı.
Oysa şimdi, Ding Yümian büyük bir ferahlık hissediyordu. Bu ferahlık, Mo Fan’ın mantık dışı derecede güçlü olan o yıldırım yıkımından geliyordu; tüm komplo teorileri, sinsi hileler ve kurnazca değişimler bu yıldırım gücü karşısında yok olmaya mahkumdu. İşte gerçek bir yıldırım büyücüsü buydu!!
Mo Fan, yarattığı bu kanlı şaheseri seyretmek için zaman harcamadı:
– Diğer taraf da var.
Köprünün diğer tarafına doğru yürüdü.
İki taraftan gelen nehir geçişi iblisleri aynı anda saldırmıştı ve bunların arasında büyük komutan seviyesinde birçok deniz iblisi vardı. Hızları sayesinde, bir büyü bekleme süresi içinde üzerlerine çullanmaları işten bile değildi.
Ding Yümian da bu konudan endişeliydi. Aslında, büyü kanalı iblisinin deniz iblisleri arasında bu kadar yüksek bir statüye sahip olacağını ve onun zihinsel yöntemlerini taklit ederek yaydığı deniz iblisi sinyalinin bu kadar şaşırtıcı sayıda yaratığı çekeceğini o da öngörmemişti.
Sanki bir emir verilmişti ve nehir geçişi iblisleri bu emre uymaktan başka bir çare bulamıyordu.
Ding Yümian diğer tarafa baktığında, bu sefer işin dozunun kaçtığını fark etti:
– Sayıları çok fazla değil mi?
Diğer taraftaki nehir geçişi iblislerinin sayısı daha fazlaydı. En önde gelen ve dalgaları yaran deniz iblisi canavarları, öyle bir vahşet ve enerjiyle geliyorlardı ki, sahip oldukları o güçlü vücutlarla küçük kayalık adaları bile yıkabilirlerdi!
Mo Fan’ın dağları yıkan yıldırım perdesi, ancak uzun süre biriktirilip depolandığında bu denli yıkıcı hale gelebiliyordu. Peki, şimdi yıldırım büyüsü kalmadığında bu büyük kalabalığı nasıl yok edecekti?
Mo Fan, Ding Yümian’a:
– Panik yapma, sadece kaçmamalarını sağla, dedi.
Ding Yümian, ne zaman bu kadar Mo Fan’a güvenir hale geldiğini kendisi bile bilmiyordu. Nehir geçişi iblisleri iki yüz metreden az bir mesafeye yaklaştığında bile geri çekilme niyeti göstermedi.
Mo Fan aniden sol elini yumruk yaptı:
– Denizden gelen yaratıklar, benim sahte karanlık uzayımdan dışarı çıkabileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Sonraki saniye, Mo Fan ve Ding Yümian’ın önündeki alan ürkütücü bir şekilde loşluğa büründü.
Tıpkı güneşli bir öğleden sonrasının yerini aniden alacakaranlığın alması gibi; dünya karardı, üzerine bir sis çöktü. Ancak Mo Fan ve Ding Yümian’ın bulunduğu yerin ışığı, normal alandan farksızdı.
Mo Fan, “Bükül!” diyerek yumruğunu yere hafifçe değdirdi; sahte karanlık bölge inanılmaz bir şekilde büküldü.
Mo Fan’ın yüzüne doğru atılmak üzere olan deniz iblisi canavarları garip bir şekilde şekil değiştirdi ve kendi arkalarındaki diğer deniz iblisi grubuna saldırmaya başladılar.
Mo Fan ve Ding Yümian ise nedense tüm nehir geçişi iblislerinin arkasında belirdiler.
Ding Yümian şaşkınlık içindeydi. Olduğu yerde durduğunu hissediyordu; sanki uzay aniden yön değiştirmiş, tüm nehir geçişi iblisleri onun bulunduğu konumu es geçip köprünün diğer ucuna doğru gitmişti.
Ding Yümian, Mo Fan’ın hangi yeteneği kullandığını ancak o zaman anladı:
– Kaos bükümü mü?
Mo Fan cevap vermedi. Kaos büyüsü, bu nehir geçişi iblislerini sadece kendi kurduğu kaos tuzağının içinde hapsetmeye yarıyordu; asıl öldürücü darbe bu değildi.
Nehir geçişi iblisi grubu, boğa güreşçisi tarafından alay edilen bir grup boğa gibiydi; boğa güreşçisinin kırmızı pelerininden geçtiler ama çevik güreşçi yer değiştirmişti.
Yavaşça yönlerini döndüler ve bir kez daha saldırdılar.
Aslında, Mo Fan’ın sahte karanlık uzayına hapsolmuşlardı; sıra dışı bükülme olmasa bile, bu devasa karanlık hapishaneden kaçmaları imkansızdı.
Kaos, sadece onların zamanını boşa harcıyor ve nehir geçişi iblisleri arasındaki güçlü varlıkların bu sahte karanlık dünyayı kırmasını engelliyordu.
Tekrar ve tekrar; sıra bükümü işte böyleydi. Düşman sayısı ister bir olsun ister bin, buraya adım atan herkes buradaki düzene uymak zorundaydı.
Mo Fan yetenekli bir boğa güreşçisi, kaos büyüsü ise zarif kırmızı peleriniydi. Hafif bir dönüşle, kalabalık nehir geçişi iblileri bir kez daha arkasında kalmıştı.
Ding Yümian aceleyle Mo Fan’a:
– Şüphelenmeye başladılar, dedi.
Düşük seviyeli deniz iblisleri belki bu duyguda kalmaya devam edebilirdi ama yüksek seviyeli olanlar Ding Yümian’ın zihinsel yayılımından şüphe duymaya başlamıştı.
Mo Fan kendinden emin bir şekilde:
– Sorun değil, onlar zaten ölü sayılırlar, dedi.
Ding Yümian güzel gözlerini fal taşı gibi açtı.
Bu kadar çok nehir geçişi iblisinden tek bir tanesi bile ölmemişken, Mo Fan gerçekten bir sihirbaz gibi elini sallayıp bu korkunç yaratıkları bu dünyadan silebilir miydi?
– Sahte karanlık okyanusu!
Siyah bir hava, sıvı gibi yoğunlaştı ve tüm nehir yüzeyini bir bataklık gibi kapladı.
Aslında karanlık her zaman oradaydı; nehir geçişi iblislerini hapseden şey tam da bu sahte karanlık bölgeydi. Kaos büyüsü iblislerin bu bölgede tur atmasını sağlarken, sahte karanlık bölge çevredeki tüm maddeyi yavaş yavaş değiştiriyordu.
Nehir suyu, yönü belli olmayan, önü görülmeyen sonsuz siyah bir okyanusa dönüştü.
Havada yoğun bir sis, ölümün tadı ve korkunç bir aura yayıldı. Karanlığın derinliklerine hapsolan her canlı, ruhunun derinliklerinden gelen bir korkuya kapılırdı.
Gökyüzü tamamen her şeyi içine çekebilecek kara bir boşluğa dönüştü!
Sahte karanlık her şeye hükmediyordu; nehrin derinlikleri dahil her yer bu yoğun karanlık nefesiyle doluydu!
Mo Fan, boşluktan gelen bir sesle:
– Gölge Soylu Kadim Kişi, ziyafetini başlat, dedi.
Bu karanlık düzlemin efendisi insanların dünyasından hoşlanmazdı, hatta gecenin yoğun yaşam enerjisi bile onu rahatsız ederdi.
Ancak Mo Fan, bugün yaptığı gibi bu kadar geniş, devasa ve karanlık özelliklere sahip bir ölüm kapısı bölgesi hazırlasaydı; Gölge Soylu Kadim Kişi avlanmak için gelmekten büyük bir zevk duyardı!
