Remiel soğuk bir şekilde homurdandı ve Mo Fan’ın tutulduğu avludan arkasına bakmadan ayrıldı.
Birkaç adım attıktan sonra, içine düşen huzursuzlukla duraksadı ve geri döndü.
“Git, avluya birini ayarla; ne isterse ona satın alın,” dedi Remiel.
“Ha? Neden onun dediklerini yapıyoruz? Ondan hâlâ çekiniyor musunuz?”
“Sana git dediysem git, bu kadar soru sorma!” Remiel, bu anlayışsız Kutsal Yargıca öfkeyle baktı.
Kutsal Yargıç, azarlanmanın verdiği korkuyla başka bir şey diyemedi, sadece sürekli başını sallamakla yetindi.
Remiel bu kararı Kutsal Yargıç’a açıklamadı; aslında kendisi de neden böyle hissettiğini tam olarak bilmiyordu. Muhtemelen Mo Fan’ın içten dışa yaydığı o rahatsız edici hava yüzündendi. Şu an tüm Kutsal Şehir sakinleri, Mo Fan’ın neden kendi ayaklarıyla tuzağa düştüğünü anlamaya çalışıyordu.
Eğer bu baş şeytan sessiz sedasız aradan çıkarılabilirse, her şey için en iyisi bu olurdu.
Yargılanmadan önce çarşıyı gezmek, kaplıcaya gitmek, karaoke yapmak ya da pizza yemek istemesine gelince; bunu bir idam mahkûmunun son istekleri olarak görüyorlardı. İnsani değerler gereğiydi bu, kesinlikle ondan korktukları için değil!
Kutsal Şehir’e kapatılmış bir adamdan korkacak ne vardı ki?
Kutsal Şehir’deki bunca usta, yeni terfi etmiş bir şeytanı dize getiremeyecek miydi?
…
Altıncı Cadde’de pek çok lezzet durağı vardı. Yemek saatlerinde, ünlü restoranların cam kenarları sıra bekleyen insanlarla dolup taşardı.
Kutsal Şehir’deki turist akışı hiç bitmezdi; Altıncı Cadde’deki dünyanın dört bir yanından gelen lezzetler, şehrin önemli bir parçasıydı.
Caddenin başında bir İtalyan pizzacısı vardı. Fırından yeni çıkmış pizzaların kokusu her zaman iştah açıcıydı. Üzerinde Kutsal Yargı üniformasıyla bir adam, suratı asık bir şekilde dışarıda bekliyordu. Birkaç turist, görev başındaki bir Kutsal Yargıcı pizza alırken görünce şaşkınlıkla yanına gelip fotoğraf çektirmek istedi, ancak adam hepsini sabırsızca kovdu.
“Yukarıdakilerin kafası kesinlikle bozulmuş! Kutsal Şehir ne zamandan beri bir mahkûma bu kadar nazik davranır oldu?” Zu Xiangtian öfkeden kuduruyordu. Pizzayı yere fırlatıp birkaç kez çiğnedikten sonra o herifin suratına fırlatmamak için kendini zor tutuyordu!
Bir Kutsal Yargıç olarak, Kutsal Yargıç şefliğine terfi etmek üzereydi. Başmelek Remiel ve Kutsal Yargıç’ın kendisine çok önemli bir görev vereceğini sanarak büyük bir hevesle beklemişti. O an hissettiği gurur ne kadar da büyüktü…
Sonuç ise: Kuryelik yapmak!
Üstelik restoranın kendi elemanlarının Kutsal Tapınak’a girmesine izin verilmiyordu; Mo Fan’a kurye kılığında önemli bir mesaj iletilmesin diye bu işi bizzat Kutsal Yargıçlar yapmalıydı.
Tanrım, bu bir mahkûma reva görülen bir muamele miydi? Kutsal Şehir’in yöneticileri bile altındakilere angarya yaptırırken bu kadar kılı kırk yarıyordu!
Elbette, zihninden bunlar geçse de Zu Xiangtian yemekle oynamaya cesaret edemezdi. Mo Fan beyinsiz değildi; yemeğin mühürü açıldığında içine bir toz zerresi bile girse bunu fark edebilirdi, ayakkabısının çamuruysa hayli hayli belli olurdu!
…
Yarım saat sonra Zu Xiangtian, pizza ve buzlu kolasıyla Mo Fan’ın geçici olarak kaldığı avluya ulaştı. Yüzü bir türlü gülmüyordu.
“Özel acı sos nerede? İki paket olsun, acısız yemenin tadı çıkmıyor,” dedi Mo Fan.
Zu Xiangtian poşetin dibinden iki paket acı sosu çıkardı ve yaşam enerjisi tükenmiş bir ifadeyle orada dikildi.
“Gel, beraber yiyelim. Eski tanıdığız sonuçta, çekinme,” dedi Mo Fan.
“Yemeyeceğim,” dedi Zu Xiangtian.
“Ya içine zehir koyduysan ve ben burada ölürsem ne olacak? Sen yemezsen ben de yemem, başka bir şey söylerim,” dedi Mo Fan, tabağı ona uzatarak.
Zu Xiangtian sinirden bayılmak üzereydi.
Adamın kuryeliğini yapması yetmiyormuş gibi, bir de zehir kontrolü mü yapacaktı?
İmparator musun sen be!!
“Küçük Zu, dediğini yap işte. Başmelek Remiel, avludan çıkmadığı sürece tüm ihtiyaçlarının karşılanmasını emretti,” dedi Kutsal Gölge Brooke.
Zu Xiangtian’ın suratı iyice karardı, mecbur kalıp Mo Fan ile birlikte pizza yemeye oturdu. Acıya dayanıklı değildi; Mo Fan pizzanın üzerine o kadar çok acı sos dökmüştü ki, bir ısırık aldığında alnından terler boşalmaya başladı.
“Nasıl, tadı güzel değil mi?” diye sordu Mo Fan sırıtarak.
“Gülüp eğlenebileceğin günler sayılı. Benimle dalga geçmene bir şey demeyeceğim, ne de olsa senin sonun geldi, benimse vaktim çok!” Zu Xiangtian, Mo Fan tarafından aşağılanmaktan bıkmıştı, bu yüzden artık tartışmayı bırakıp acı soslu pizzayı büyük lokmalarla yemeye koyuldu.
“Bunu yaptığın hiç hoş değil. Sana bana hizmet etmen için emir vermedim, sizi yukarıdakiler gönderdi. Seni hedef almıyorum, hem şu an seni hedef almamın ne anlamı var?” Mo Fan da bir dilim alıp rahat bir tavırla konuşmaya devam etti.
“Biraz yetenekli olduğunu sanmıştım, meğer sonun hep karanlık yollara çıkıyormuş. Kutsal Şehir’in mahkûmu olmayı hak ettin!” dedi Zu Xiangtian.
Mo Fan, “Büyü ilk keşfedildiğinde, antik çağ insanları ona ‘sapkınlık’ ve ‘kara büyü’ demiyordu sanki? Avrupa’da yakılarak öldürülen nice büyücü ve öncü vardı,” diye yanıtladı.
“Aynı şey mi? Kızıl Şeytan’ı dünya genelindeki suçların için kullandın. Neden özgürlüğünün kısıtlandığını sanıyorsun? Yüce rahipler senin hakkında korkunç ve tüyler ürpertici suç kanıtları topladı! Ben bile kendimi kötü biri sanırdım ama senin gerçek bir şeytan olduğunu bilmiyordum,” diye karşı çıktı Zu Xiangtian.
“Senin kötü olduğun herkesin malumu, benim şeytan olup olmadığım ise hâlâ tartışılır,” dedi Mo Fan.
Şu an Kutsal Şehir’deki tüm yüce rahiplerin odaklandığı tek bir temel sorun vardı:
Kızıl Şeytan, Mo Fan için çalışıyordu.
Mo Fan, Kızıl Şeytan’ı dünya genelinde kötülük yapması ve kendisi için çeşitli kötücül enerjiler toplaması adına yönetiyordu.
Bu noktayı kanıtlamak aslında çok zordu. Tıpkı her yerde soygun yapan bir haydudun, çaldığı tüm hazineleri Mo Fan’a vermesi gibi; mantıksal olarak Mo Fan’ın arka plandaki asıl suçlu olduğu kesindi!
Daha da önemlisi, Mo Fan’ın iblis kanı ile Yoğunlaşan Kötülük İncisi arasında büyük bir bağlantı vardı. İblis sistemi, Mo Fan’ın dünyadaki en büyük Kızıl Şeytan olduğunun en iyi kanıtıydı!
Kutsal Şehir daha önce, Mo Fan’ın iblise dönüştüğü anlara dair verileri toplamıştı; Jinlin Vahşi Şehri’ndeki ilk dönüşümünden, Gezgin Başmelek’i öldürdüğü son ana kadar…
İblis sistemi Kutsal Yargı gözünde her zaman güçlü ve korkunç bir sapkınlık olarak görülmüştü. Mo Fan daha önce de bir sapkın olarak damgalanmıştı; sanki Kutsal Şehir’de bir ‘Felaket Getiren’ olacağının işaretlerini veriyordu.
Kızıl Şeytan Yi Qiu ve Başmelek Sariel, Mo Fan’a aklanması çok zor bir komplo kurmuşlardı. Mo Fan’ı en büyük Kızıl Şeytan ve İblis Şeytan Tanrısı haline getirerek, Kızıl Şeytan’ın işlediği tüm korkunç suçların yükünü de onun üzerine yıkmışlardı.
Kutsal Şehir artık ilk suç kanıtını ortaya koyuyordu: Mo Fan en büyük Kızıl Şeytan’dı ve Kızıl Şeytan Yi Qiu onun suç ortağıydı.
İblis kanının kaynağı, başarısız iblis deneyi örnekleri, Yoğunlaşan Kötülük İncisi’nin doğuşu ve sonunda Şeytan Tanrısı’na yükselişi sağlayan sekiz ruh kafesi… Hepsi Mo Fan ile doğrudan bağlantılıydı.
