Müdür Fan’ın yüzü son derece çirkindi.
Ancak Mu Nujiao’nun üstlendiği birçok görevi düşündüğünde, onunla tartışmaya girmeye gücünün yetmeyeceğini biliyordu.
Uluslararası Birleşik Akademi; Pearl Akademi, Tanrı Tapınağı Akademisi ve Alp Dağları Akademisi gibi üç büyük uluslararası okulun öncülüğünde, Avrupa Akademisi, Pantheon Akademisi ve St. Petersburg Akademisi gibi birçok üst düzey üniversitenin katılımıyla kurulmuş bir okul örgütüydü. Birçok ünlü okulun rektörü bu örgütte sadece birer üyeyken, Mu Nujiao başkandı.
Akademi yönetim kurulu başkan yardımcılığı sıradan bir unvan olsa da, Birleşik Akademi başkanlığı gerçekten çok ağır bir ağırlığa sahipti!
Müdür Fan artık ısrar edecek cesareti bulamıyordu.
Yine de pes etmeye niyeti yoktu.
“Bu nadir eğitim fırsatını kaçırdığınız için Eğitim Bakanlığı’na açıklama yaparsınız. Önemsiz nedenlerle acil durum sığınaklarını işgal ettiğiniz için de Baoshan yetkililerine hesap verirsiniz!” Müdür Fan bu sözleri savurduktan sonra, acil durum tahliye talimatını hemen tüm öğretmenlere iletti.
Öğrencilerin çoğu henüz tehlikenin farkında değildi; hala gökyüzünden dökülün o su sütununu seyrediyorlardı…
Ancak bu su sütunu artık kaç metre olduğu belirsiz devasa bir şelaleye dönüşmüştü. Aşağı vuran su akıntısı oyun alanının büyük bir kısmını parçalamış, gider kanalları kapasitesini aştığı için bu yağan deniz suyunu tamamen tahliye edemez hale gelmişti.
Su gittikçe yükseliyordu; kısa sürede ayak bileklerine ulaştı ve hala artmaya devam ediyordu!!
“Neler oluyor? Su debisi gittikçe artıyor, yağış miktarı şiddetli sağanağı çoktan geçti!” Sizhuo Lisesi’nin bazı öğretmenleri de endişelenmeye başlamıştı.
Mu Nujiao sordu:
– Öğrenciler tahliye edildi mi?
“Hala okul kapısındalar.”
Mu Nujiao gürledi:
– Ahmaklar, hemen onları uzaklaştırın!!
Gökyüzündeki boşluk sürekli genişliyor, garip bir fenomenden korkunç bir manzaraya dönüşüyordu. Devasa miktardaki deniz suyu yüksekten aşağı bırakılıyor, yeryüzünde patlıyor ve sayısız sele dönüşerek dört bir yana saçılıyordu. Oyun alanı civarındaki basit egzersiz çadırları yıkılmış, yemekhane binası sallanmaya başlamış, sıra ve masalar suyun üzerinde yüzmeye başlamıştı!
“BUM!!!!!”
Aniden, devasa ve ağır bir cisim aşağı düştü ve oyun alanı büyük bir gürültüyle çöktü.
Su şelalesi sanki bir şeye çarpmış gibi, yere tamamen ulaşmadan etrafa saçıldı. Ardından, beyaz şelale akıntısının içinden siyah, karanlık bir iblis gölgesi belirdi. Zehirli dikenlerle dolu o çirkin kafa, birçok öğretmenin görüş alanına girdiğinde, çoğu korkudan olduğu yere yığılıp kaldı!!
Müdür Fan, şelaleyi işaret ederek titreyen bir sesle haykırdı:
– Deniz… Deniz… Deniz canavarı!!!
“MÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖÖ!!!!!”
Deniz canavarı, bir boğa böğürtüsüne benzer bir ses çıkardı. Korkunç ses dalgaları çevredeki tüm deniz suyunu havaya kaldırdığı gibi, sallanan binaları da temelinden sarsarak yıktı!
Deniz Boğa Canavarı insanları görünce, elindeki iki buz baltasını öfkeyle havaya kaldırarak doğrudan üzerlerine atıldı. Koşarken buz baltalarını savurduğunda, baltalar çapraz bir şekilde havada kesişerek birkaç korkudan donup kalmış büyü öğretmeninin bedenini parçaladı, ardından kan içinde geri dönerek canavarın ellerine yerleşti!!
“AAAAAAHHHHHH~~~~~~~~~~~~!!!”
Henüz tahliye edilmemiş olan bazı öğrenciler bu sahneyi görünce çığlık atmaya başladılar.
Birkaç bölüm başkanı ancak o zaman büyü kullanmaları gerektiğini fark etti; ancak ruh tohumları bile olmayan orta seviye büyüleri, vücudu tamamen okyanus buz zırhıyla kaplı bu deniz savaşçısına hiçbir zarar vermiyordu; sanki bir kayaya sinek ısırığı kadar bile etkisi yoktu!
Buz Baltalı Deniz Boğa Canavarı, yoğun bir insan kalabalığının kokusunu almıştı belli ki. Elindeki baltaları kaldırarak tahliye olamayan büyü öğrencilerine doğru zıpladı; baltalarını savururken yarattığı şiddetli buz akımı havayı karıştırıyordu!
Mu Nujiao öfkeyle haykırdı:
– Binlerce Ağacın Kalp Delici Saldırısı!!!
Arkasından sayısız sert ağaç kökü fırladı. Bunlar buz baltalı canavara doğru uçtu ve o son derece sert buz zırhını şiddetle delip geçti…
Ağaçlar bir çam ormanı gibi yatay olarak büyüyor, uç kısımları delici sivri uçlara dönüşerek canavarı oldukları yere çiviliyordu. Buna rağmen, canavar hala saldırmaya çalışıyor, havada kaldırdığı baltasını Müdür Fan’a doğru indiriyordu.
Müdür Fan’ın su perdesi bariyeri anında parçalandı. Buz baltasının yarattığı soğuk hava yüzünü sıyırdığı anda, bir asma dalı Müdür Fan’ı belinden yakalayıp yana çekti; böylece ölümden kıl payı kurtulmuştu!
“Uuuuu~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~”
Gecikmiş uyarı sirenleri ancak o zaman çalmaya başladı. Birkaç saniye sonra uyarı ışığı gökyüzüne fırladı ve en tepeye ulaştığında tüm Doğu Başkenti’nin üzerine yavaşça saçıldı—o göz kamaştırıcı ve dehşet verici siyah renkti!
Turuncu alarm, kan kırmızısı alarm, mor alarm…
Bu kez ortaya çıkan ise Siyah Alarm’dı!!!
Mu Nujiao başını kaldırdı, bu siyah alarmı görünce içine çektiği nefes boğazına düğümlendi; sanki görünmez bir el nefes borusunu sıkıyor, beynine oksijen gitmesini engelliyordu!
Siyah Alarm!!!!
Eşi benzeri görülmemiş bir Siyah Alarm!!!!
Tüm hazırlıklar mor alarm senaryolarına göre yapılmıştı, tüm stratejiler tarihsel felaket seviyelerine göre çalışılmıştı. Ancak o gün geldiğinde, felaketin acımasızlığı ve büyüklüğü insanların tahminlerini kat kat aşmıştı.
Siyah, yok oluş değil miydi zaten???
Siyah Alarm’ın çalması artık bir savaş felaketi uyarısı değil, doğrudan şunun ilanıydı: Pearl Şehri yenildi!
En başından beri umut yok muydu?
O inşa edilen setler, o sığınaklar, ülkenin dört bir yanından askeri bölgelerden sevk edilen ağır birlikler, üs şehri planı, kısa süre önce kesilen Deniz Ejderhası Karınca Kraliçesi’nin yarattığı o büyük sevinç… Bunların hiçbirinin anlamı yok muydu!!
Siyah…
Neden Siyah Alarm’ı çaldılar? Sahte bir mor alarm olsaydı bile, insanlar hayatta kalmak için gelen canavarlarla ölümüne savaşırlardı. Bu siyah renk, tüm Pearl Şehri’ndeki büyücülere şunu söylüyordu: Artık direnmeyin, kaçın, kim kurtulabilirse kâr!
Ama bir üs şehri ne kadar kaçabilir ki??
Yaşam alanı, yiyecek, su, ısınacak yer kalmadığında; kaçılan her yer ceset tarlasına dönecekti!!
“Mööö!!! Mööö!! Mööö!!!”
Mu Nujiao’nun şoka girdiği o kısa an içinde, gökyüzündeki boşluk daha da büyüdü. Onlarca Buz Baltalı Deniz Boğa Canavarı, şelalenin içinden korkunç bir iblis enerjisiyle dışarı adım attı. Çevredeki binalar şiddetli deniz akıntısıyla sallanırken, onlar bu azgın şelalenin içinde hiç kıpırdamadan duruyorlardı. Vahşi, çirkin, güçlü ve korkunçtular!!
Mu Nujiao arkasına baktığında öğrenci grubunun bölgeden ayrıldığını gördü ve az da olsa bir nebze rahatladı.
Ancak bu rahatlamanın hemen ardından kalbini derin bir keder kapladı.
Demek ki kaçsalar da kaçmasalar da sonuç aynıydı.
Tüm deniz canavarlarının ilk hedefi büyücülerdi, özellikle de yüksek seviyeli olanlar.
Bu Buz Baltalı canavar sürüsü, çivili olarak öldürülen “yoldaşlarına” kısa bir bakış attı ve ardından gözlerini bir anda Mu Nujiao’ya kilitledi!
Görünen o ki, bu bölgede Buz Baltalı Deniz Boğa Canavarları için tehdit oluşturabilecek tek kişi bu kadındı!!
